|
Tweet |
Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi yeniden açılıyor.
Ankara’da Meclis’in kapıları bir kez daha millet adına söz söylemek, karar almak ve ülkenin geleceğine ilişkin meseleleri tartışmak üzere açılıyor. 1 Ekim itibarıyla TBMM, 28. Dönem 5. Yasama Yılına giriyor. (Türkiye Büyük Millet Meclisi)
Fakat Meclis’in yeniden açılması yalnızca takvimde yeni bir yasama yılının başlaması değildir.
Meclis, millet iradesinin tecelli ettiği yerdir. Bu nedenle Genel Kurul salonunda söylenecek her sözün, verilecek her kararın ve yapılacak her tartışmanın, milyonlarca insanın hayatına dokunan bir karşılığı vardır.
Bugün Meclis’e baktığımızda aslında yalnızca Ankara’yı değil, Türkiye’nin tamamını görüyoruz.
Çünkü Meclis’in gündemi, vatandaşın gündeminden ayrı değildir.
Ekonomiden hukuka, güvenlikten dış politikaya, eğitimden gençlerin geleceğine kadar birçok mesele yeni yasama döneminin başlıkları arasında yer alacaktır. Türkiye’nin önündeki sorunların niteliği değiştikçe, siyasetin ve yasama organının sorumluluğu da artmaktadır.
Burada önemli olan yalnızca ne kadar çok kanun çıkarıldığı değildir.
Asıl mesele, yapılan düzenlemelerin toplumun ihtiyaçlarına ne ölçüde cevap verdiğidir.
Bir ülkenin güçlü olması yalnızca ekonomik göstergeleriyle veya sahip olduğu askerî kapasiteyle açıklanamaz. Güçlü devlet; kurumları çalışan, hukukun öngörülebilir olduğu, vatandaşının geleceğe güvenle bakabildiği ve farklı görüşlerin meşru zeminde konuşabildiği devlettir.
Bu noktada Meclis’in taşıdığı sorumluluk daha da önem kazanmaktadır.
Çünkü demokrasi yalnızca seçim gününden ibaret değildir. Demokrasi, seçimlerden sonra farklı düşüncelerin aynı çatı altında konuşabilmesidir. İtirazın, eleştirinin ve farklı görüşlerin siyasal sistem içerisinde karşılık bulabilmesidir.
TBMM’nin tarihi de bize bunu hatırlatır.
Bu çatı altında Türkiye’nin en zor dönemlerinde önemli kararlar alınmış, farklı fikirler karşı karşıya gelmiş, zaman zaman sert tartışmalar yaşanmış ancak millet adına karar verme sorumluluğu devam etmiştir.
Bugün de ihtiyaç duyulan şey, siyasetin yalnızca birbirine cevap veren bir tartışma alanı olmaktan çıkarak Türkiye’nin geleceğine ilişkin meseleleri konuşabildiği bir zemin olmasıdır.
Yeni yasama yılının önünde ekonomi, hukuk, güvenlik ve dış politika gibi birbirinden farklı fakat birbirleriyle bağlantılı başlıklar bulunmaktadır.
Özellikle dünyanın hızlı bir dönüşüm geçirdiği bir dönemde Türkiye’nin içerideki istikrarı ile dış politikadaki hareket alanı birbirinden ayrı düşünülemez.
Dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan savaşlar, ekonomik dalgalanmalar, enerji güvenliği, bölgesel krizler ve değişen güç dengeleri devletlerin karar alma süreçlerini doğrudan etkiliyor.
Türkiye de bu değişimin dışında değildir.
Bu nedenle yeni yasama döneminde Meclis’in yalnızca bugünün sorunlarına değil, yarının Türkiye’sine de bakması gerekiyor.
Gençlerin nasıl bir ülkede yaşayacağı, ekonominin nasıl daha öngörülebilir hâle geleceği, teknolojik dönüşümün nasıl yönetileceği, eğitim sisteminin geleceği ve Türkiye’nin uluslararası sistemde nasıl bir konum alacağı gibi sorular, bugünün kararlarıyla şekillenecek.
Meclis bugün yeniden açılıyor.
Ancak aslında açılan yalnızca Meclis’in kapıları değil; Türkiye’nin geleceğine ilişkin yeni bir tartışma dönemidir.
Milletin beklentisi de yalnızca konuşulması değil, konuşulanların çözüme dönüşmesidir.
Çünkü siyaset sözle başlar, fakat sorumlulukla anlam kazanır.
Asil Ayşenur TOKSÖZ