|
Tweet |
Yorum dediler, biz de meseleye baktık. Sevida ve Daradak’taki mezhepsel çatışmaların giderek büyümesi, binlerce sivilin evini terk etmek zorunda kalmasına yol açtı. Sağlık sisteminin çöktüğü, yardım konvoylarının dahi saldırıya uğradığı bir ortamda insani felaketin kapımıza dayandığını söylemek abartı olmayacaktır, diye düşünüyorum.
Bu karanlık tablo içerisinde Suriye lideri Ahmed El Şaraa’nın Türkiye-Körfez ve ABD ekseninde yardım çağrısında bulunması, sadece bir acil yardım talebi değil; aynı zamanda yeni bir stratejik dönüşümün ilk adımıdır. Fakat İsrail’in güneyindeki saldırıları, bu süreci sabote etmeye dönük açık bir müdahaledir. Çünkü bu yardım talebi aslında sadece Suriye’yi değil, bölgeyi yeniden kuracak yeni bir aklın inşasını da temsil ediyor.
Peki, neden Şaraa böyle bir adım attı? Çünkü o da biliyor ki artık yalnız başına yol almak mümkün değil. Aralık 2024’te iktidara gelen Şaraa, aslında geçmişte radikal unsurlarla anılmış bir liderdi. Ama bugün karşımızda mezhepsel kavgaların değil, devletleşmenin yollarını arayan bir lider profili var. Onarılmayan şehirler, boşalan pazarlar, çöken hastaneler ve Filistin krizine rağmen hâlâ susturulamayan halkın çığlığı... Tüm bunlar karşısında Şaraa’nın yönünü Türkiye’ye dönmesi sadece bir tercih değil; bir mecburiyetin akılcı karşılığıdır.
Türkiye ise bu çağrıyı cevapsız bırakmadı. Sahada istihbarat koordinasyonu, eğitim desteği, insani yardım planlaması gibi alanlarda ciddi hazırlıklar yapılıyor. Körfez sermayesi ise Riyad görüşmeleri sonrası Suriye’ye yönelmeye başladı bile. Bölge haritası yavaş yavaş değişiyor; fakat bu harita sadece toprakla değil, iradeyle yeniden çiziliyor.
Bu diplomatik hamlelerin anlamını en net şekilde ifade eden kişi ise Dışişleri Bakanı Hakan Fidan oldu. Fidan 22 Temmuz’daki açıklamasında şu net ifadeyi kullandı:
“Hiçbir grup parçalanmaya yönelik harekete geçmesin. Şiddetle bölmeye kalkarsanız, bunu kendi millî güvenliğimize doğrudan tehdit olarak algılar ve müdahale ederiz.”
Bu sözler yalnızca bir uyarı değil, aynı zamanda Türkiye’nin kırmızı çizgisidir. Artık Suriye’ye sadece komşu değil, geleceğin bölgesel barış mimarisinde sorumluluk taşıyan bir aktör olarak bakılıyor. Türkiye’nin bu süreçteki pozisyonu sadece Şam’la sınırlı kalmayacak; Tel Aviv’e, Washington’a ve Moskova’ya da bir mesaj olacak.
Ben diyorum ki: Bu, coğrafyanın yeniden şekillendirme masasıdır. Bu masa kurulduğunda kim oturacak, kim dışarıda kalacak işte bunun mücadelesi veriliyor bugün. İsrail, masaya oturmaktan korktuğu için güç gösterisi yapmaya çalışıyor. Şaraa, halkıyla birlikte orada oturmak için direniyor. Türkiye ise o masanın sağlam ayaklarından biri olmaya hazırlanıyor.
Ayşenur TOKSÖZ