|
Tweet |
Bugün dünya ekonomisine yön veren küresel sistemler, adeta dev bir çarkın dişlileri gibi dönüyor: kapitalizm, neoliberalizm, küresel finans ağları… Hepsinin ortak bir özelliği var: servet, giderek daha az elde toplanıyor; yoksulluk, giderek daha geniş halk kitlelerine yayılıyor. Bu vahşi dengeyi sorgulayan sesler ise ya susturuluyor ya da marjinalleştiriliyor.
Oysa bu çarpık tabloyu asırlar öncesinden gören, düzenin içine adalet yerleştiren bir çağrı var:
“…Tâ ki o mallar, içinizde yalnızca zenginler arasında dolaşan bir servet hâline gelmesin.”
(Haşr Suresi, 59/7)
Kur’an’ın bu ilahi ikazı, sadece bir ganimet paylaşımı hükmü değildir. Aynı zamanda her çağda geçerliliğini koruyan bir ekonomik adalet manifestosudur. Allah, kazanç ve kaynakların sadece elitlerin elinde dönüp duran bir servet haline gelmesini istemez. Çünkü bu durum, yalnızca iktisadi değil, ahlaki ve toplumsal bir çöküştür.
Bugün “piyasa özgürlüğü” adı altında azınlık sermaye grupları kamu mallarını ele geçiriyor, devletin imkânları ayrıcalıklı sınıflara devrediliyor, halkın sırtına vergi yükü bindirilirken çok uluslu şirketler vergi cennetlerinde servet saklıyor. Bu tablo tanıdık gelmiyor mu? Haşr Suresi tam da buna karşı bir ses yükseltiyor.
İslam, ne kapitalizmin sınırsız mülkiyet anlayışını benimser ne de sosyalizmin bireyi yok sayan kolektivizmini. Özel mülkiyeti tanır ama sınırlamaz; adaletle bağlar. Servetin zekâtla, infakla, mirasla, sadakayla topluma dönüşünü zorunlu kılar. Mülk sahibinin elindeki varlığı mutlak değil, emanet olarak görür. Çünkü mülk, Allah’ındır.
Kur’an’ın hedefi açıktır:
Servet, bir imtiyaz değil, bir sorumluluk aracı olmalıdır.
Günümüzde yaşanan ekonomik krizler, iflas eden bankalar, halkı ezen özelleştirme politikaları ve tekelleşen sektörler, aslında modern ekonominin ahlaki zeminini kaybettiğini göstermektedir. Adil vergi sistemleri yok. Gıdadan sağlığa, enerjiden teknolojiye kadar her şey, birkaç dev şirketin kontrolüne girmiş durumda.
Haşr Suresi bu gidişata meydan okur:
“Kamu malı, zenginlere peşkeş çekilemez. Devlet eliyle elde edilen değerler; yetimlerin, yoksulların, yolda kalmışların hakkıdır.”
İslam, mülkün Rabbani düzenlenmesini ister. Bu nedenle ekonomi bir matematik hesabı değil, bir ahlak sınavıdır. Çünkü paranın yönü, insanlığın yönünü belirler.
Bugün “serbest piyasa” adına kurgulanan düzen; daha fazla kar, daha fazla tüketim ve daha az insani değer üretmektedir. Oysa Kur’an, infakla, paylaşmayla, kanaatle ve adaletle servetin toplumsal dengeyi sağlayacak bir araç olmasını ister.
Eğer insanlık gerçekten adil bir ekonomik sistem arıyorsa, önce servetin tabana nasıl yayılacağını öğrenmelidir.
Ve Kuran der ki:
“Tâ ki o mallar, içinizde yalnızca zenginler arasında dolaşan bir servet hâline gelmesin…”
Çünkü: Paylaşmayan Zenginlik, Felakettir.