|
Tweet |
Aliya İzzetbegoviç, sadece bir devlet adamı değil, aynı zamanda bir düşünürdü. Onun şu sözü, çağımızın en büyük krizlerine ayna tutar:
“İsmin ne olursa olsun, hangi dine inanırsın inan, her şeyden önce insan olmalısın, yaşamalı ve başkalarının yaşamasına izin vermelisin.”
✅ Felsefi Bakış: İnsanın Önceliği
Bu cümlede üç katman vardır: isim, inanç ve insanlık. İnsan önce ismiyle, aidiyetiyle, kimliğiyle görünür olur. Sonra inancı ile değerlerini, anlam arayışını ortaya koyar. Ama bunların hepsinden önce gelen bir hakikat vardır: İnsanın kendisi.
Bu, varoluş felsefesinin temel iddiasıyla buluşur: İnsan, önce yaşamakla sorumludur. İnsanın kim olduğu, neye inandığı, hangi sınıfa veya millete mensup olduğu ikincildir. Asıl mesele, kendi varlığını anlamlı kılmak ve başkalarının varlığına saygı göstermektir.
Kur’an’ın “Biz insanoğlunu şerefli kıldık” (İsrâ 70) ayeti de bu anlayışı destekler. Şeref, etnik kökene, isimlere veya mezheplere göre değil, insan olma vasfına bağlıdır.
✅ Sosyolojik Bakış: Yaşamak ve Yaşatmak
Toplumlar arasındaki en büyük sorun, farklılıkların düşmanlığa dönüşmesidir. Din, mezhep, milliyet ya da ideoloji, kimliği güçlendirmek için vardır; fakat çoğu kez karşı tarafı dışlamanın, ötekileştirmenin aracı yapılır. İşte İzzetbegoviç bu noktada uyarır: “Önce insan ol.”
Bosna Savaşı’nda yaşananlar, bu sözün tarihsel bağlamını da açıklar. Kimlikler üzerinden yürütülen nefret, komşuyu komşuya kırdırdı, insanlığa kara bir sayfa ekledi. Oysa İslam’ın özü, “İyilik ve takvada yardımlaşın, kötülük ve düşmanlıkta yardımlaşmayın” (Maide 2) ilkesidir.
Bugün de aynı sorun karşımızda: Sosyal medya linçleri, mezhepsel kutuplaşmalar, siyasi kimliklerin düşmanlık aracına dönüşmesi… Hepsi bize bir kez daha aynı gerçeği hatırlatıyor: Kimlik, insanlığın önüne geçtiğinde felaket kaçınılmaz oluyor.
✅ Birlikte Yaşamanın Ahlakı
İzzetbegoviç’in sözü, aslında bir birlikte yaşama ahlakı çağrısıdır. Bir insanın yaşaması, diğerinin yaşamasına bağlıdır. Yaşam hakkını tanımayan bir toplum, kendi varlığını da sürdüremez. İslam’ın Peygamberi, komşusunu aç bırakanın gerçek mümin olamayacağını söylerken, aslında bireysel sorumlulukla toplumsal barış arasındaki bağı işaret ediyordu.
İnsan, başkasının yaşamını hiçe saydığında kendi insani vasfını da kaybeder. Tarih, bunun örnekleriyle doludur: Zulüm eden imparatorluklar çökmüş, adaletle hükmeden medeniyetler yüzyıllarca ayakta kalmıştır.
✅ Bugüne Mesaj
Bu söz, sadece Bosna’nın değil, tüm dünyanın mesajıdır. Ortadoğu’dan Afrika’ya, Avrupa’dan Asya’ya kadar her yerde kimlik savaşları sürüyor. Oysa insanlık, kimliğini değil, insanlığını merkeze aldığında barışı inşa edebilir.
Sosyolojik açıdan bakıldığında, modern toplumların en büyük ihtiyacı bu tür ahlaki evrenselciliktir. Teknoloji ve ekonomi hızla gelişse de, birlikte yaşama kültürü gelişmedikçe toplumlar çözülmeye mahkûmdur.
Aliya’nın çağrısı, insanlığın özüne bir davettir: “Önce insan ol.”
Düşüncenin, siyasetin, inancın, kimliğin öncesinde insanlık vardır. İnsanlık unutulduğunda, geriye ne isim, ne din, ne de medeniyet kalır.
Bu yüzden asıl görevimiz, yaşamak ve başkalarının yaşamasına izin vermektir. Çünkü yaşatmak, insan olmanın ta kendisidir.