|
Tweet | Tarih: 07-09-2025 23:57 |
İnsanı yaratan Allah, onu ana ve babasından daha çok sever. Çünkü Allah’ın sevgisi sınırsızdır; insana hayatı, ruhu, aklı ve vicdanı bahşeden O’dur. Anne ve babanın şefkati sınırlıdır, ömürle kayıtlıdır; ama Allah’ın rahmeti ve koruyuculuğu ezelî ve ebedîdir.
Kul bu hakikati bilirse, hayatını hem Allah’a karşı sorumlulukla hem de insanlığa karşı adalet ve merhametle yaşar. Çünkü Allah sevgisi, insana sadece bireysel bir huzur değil; toplumsal bir bilinç, bir adalet ahlakı ve kardeşlik ruhu da kazandırır.
Çocuklarımıza vermemiz gereken en büyük miras, Allah sevgisiyle yoğrulmuş bir bilinçtir. Bu sevgi, peygamberlerin örnekliğiyle birleştiğinde sağlam bir şahsiyetin temelini oluşturur. Ardından gelen anne-baba sevgisi, toplumsal dayanışma ve kardeşlik duygusu, bu sevginin halkalarıdır. İnsan en çok Allah’ı, sonra O’nun elçilerini, sonra ana-babasını ve Müslüman kardeşlerini severse, toplumsal huzurun ve bireysel ahlakın en sağlam sütunları dikilmiş olur.
Bugün toplumsal çözülmelerin, ahlaki kırılmaların, bencillik ve çıkar kavgalarının kökeninde, bu sevgi sıralamasının ters yüz edilmesi vardır. İnsan, Allah sevgisini merkeze almadığında; menfaat, ideoloji, makam veya servet sevgisi kalbin merkezine yerleşir. Böyle olunca da adalet yerine zulüm, merhamet yerine çıkarcılık, kardeşlik yerine düşmanlık hâkim olur.
Sosyolojik açıdan bakıldığında, toplumların yükselişi de çöküşü de bu sevgi düzeniyle doğrudan ilgilidir. Allah sevgisiyle yoğrulmuş bir toplum, vicdanı diri, hukuku adil, dayanışması güçlü olur. Ama kalpler dünyevi tutkuların esiri olduğunda, toplumların tarihi çürüme, yozlaşma ve parçalanma örnekleriyle doludur.
Çocuklarımıza Allah ve peygamber sevgisini öğretmek, sadece dini bir görev değil; aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur. Çünkü bu bilinçle yetişen bir nesil, hem anne-babasına saygılı olur, hem insanlığa faydalı, hem de vicdanı hür ve adaletli bireyler haline gelir.
Unutmayalım: Allah’ın sevgisi her şeyin üzerindedir. O sevgi kalpte yer buldu mu, bütün ilişkiler sağlıklı bir dengeye kavuşur. İşte asıl saadet ve toplumsal barışın sırrı da budur.