|
Tweet | Tarih: 09-05-2026 13:33 |
“Büyüyünce anlarsın…”
Belki de çocukluğumuz boyunca en çok duyduğumuz cümleydi bu.
O zamanlar bize biraz sinir bozucu gelirdi. Çünkü insan çocukken her şeyi bildiğini sanıyor. Kendi doğrularının mutlak olduğuna inanıyor. Annesinin fazla konuştuğunu, fazla karıştığını, gereğinden fazla korktuğunu düşünüyor.
Sonra büyüyorsun.
Ve insan büyüdükçe annesine yaklaşmıyor aslında…
Annesinin yorgunluğuna yaklaşıyor.
İşte o zaman anlıyorsun.
Gece herkes uyuduktan sonra mutfağı neden topladığını… Eve girince yüzümüze bakıp neden “Bir şey olmuş sana.” dediğini… Daha biz kırılmadan içinin neden sıkıldığını…
Çünkü anneler gerçekten başka türlü hissediyor dünyayı.
Bazen düşünüyorum da… Anneler biraz kahin gibi insanlar. Ama ellerinde sihirli küreler yok. Sadece sevgileri çok güçlü. O yüzden olacakları önceden hissediyorlar. Bir arkadaşın sana zarar vereceğini, bir insanın seni üzeceğini, sesindeki küçücük değişimi bile fark ediyorlar.
“İçime doğdu.” derlerdi ya…
Meğer gerçekten doğuyormuş.
Şimdi dönüp geçmişe bakınca çocukluğumun seslerini duyuyorum bazen. Mutfaktan gelen tabak seslerini… Camdan ismimizin bağırılmasını… “Akşam olmadan eve gel!” cümlesini… Ve tabii o meşhur terlikleri…
Bir neslin ortak hikâyesidir o terlikler.
O zamanlar dünyanın en büyük haksızlığı gibi gelirdi insana. Çok kızardık. Hatta bazen utanırdık bile. Ama yıllar geçince anlıyorsun ki o terlik aslında sevgisini nasıl göstereceğini tam bilemeyen bir kuşağın diliymiş biraz.
Çünkü onlar sevgiyi bugünkü gibi cümlelerle kurmadılar.
“Seni seviyorum.” demeyi pek bilmediler belki…
Ama aç kalmayalım diye beklediler.
Üşümeyelim diye gece üstümüzü örttüler.
Biz rahat edelim diye kendi hayatlarından sessizce vazgeçtiler.
Biz sevgiyi duyarak değil, sofrada görerek büyüdük.
Belki de bu yüzden bugün hepimizin içinde biraz annemiz yaşıyor.
Birine “Mesaj at varınca.” derken…
Hava serinleyince yanımızdakine ceket uzatırken…
Gece biri geç kaldığında içimiz daralırken…
Yavaş yavaş annemize dönüşüyoruz.
Ve galiba insanın canını en çok şu yakıyor:
Annesi haklı çıktıkça çocukluğu biraz daha uzaklaşıyor.
Şimdi düşünüyorum da anneler kusursuz insanlar değildi. Zaten kimse onlara nasıl anne olunacağını öğretmedi. Kendi korkularıyla, kendi yaralarıyla çocuk büyüttüler. Belki bazen kırdılar, bazen fazla bağırdılar, bazen sevgilerini yanlış gösterdiler…
Ama hep sevdiler.
Hem de kendilerini unutacak kadar.
Bugün Anneler Günü yaklaşırken çiçeklerden çok bunları düşünüyorum ben. Aynı evin içinde annesini yeterince dinlememiş insanları… “Sonra söylerim.” diye ertelenen sevgileri… Ve büyüdükçe insanın içine çöken o geç kalmış fark edişi…
Herkes annesini istisnasız sever. Sadece tarif farklıdır.
Kimisi bunu dolu dizgin yaşarken, kimisi annesini içinde taşır.
Ve galiba insan gerçekten büyüyünce anlıyor;
bir evi yuva yapan şeyin duvarlar değil, mutfaktan gelen “Yemeğini yedin mi?” sesi olduğunu.