|
Tweet | Tarih: 12-09-2025 01:56 |
Demem o ki, dünyada olup bitenleri anlamak için bazen gönlümüzü biraz daha açmalıyız. İstanbul’dan uğurlanan gemileri gördüğümde aklıma yalnızca “yardım” kelimesi gelmedi. Çünkü o gemiler sadece yiyecek, ilaç, battaniye taşımıyor. O gemiler insanlığın vicdanını adalet arayışını ve dayanışma duygusunu da taşıyor. O yüzden bu filoyu görmek, aslında gelecekte kimlerin susacağı, kimlerin sesini duyuracağıyla ilgili bir işaret gibi geliyor bana.
Geçtiğimiz günlerde İsrail yönetimi, Suriye üzerinden Gazze’ye açılacak bir koridor teklifinde bulundu. İlk bakışta kulağa insani bir adım gibi geliyor olabilir. Ama şu soruyu sormak zorundayız: Bu gerçekten sahici bir insani teklif mi, yoksa yalnızca diplomatik bir manevra mı? Tarih bize şunu öğretti: İsrail çoğu zaman kendi güvenlik kaygılarını öne sürerek uluslararası baskıyı azaltmaya çalışır. Yani dünyaya, “biz yardım ediyoruz” görüntüsü verip aslında yardımı sınırlı tutar. Bunu daha önce de gördük. Bir yandan yardım konvoylarına “alternatif güzergâh” önerilir, diğer yandan abluka olduğu gibi devam eder. O yüzden ben bu “koridor” meselesine şüpheyle bakıyorum. Çünkü gerçek yardım, engelleri kaldırmakla olur. Eğer bir kapı açılacaksa, o kapının anahtarı sadece İsrail’in elinde olmamalı; bağımsız kurumların denetiminde, uluslararası şeffaflıkla çalışmalı. Aksi halde bu koridor, sadece bir vitrin süsünden ibaret olur.
Burada şunu da unutmamak lazım Netanyahu yönetiminin amacı sadece Gazze’deki insani durumu kontrol altında tutmak değil, aynı zamanda uluslararası kamuoyunu da yönetmek. Koridor söylemleriyle bir taşla iki kuş vurmak istiyor. Hem Batı başkentlerine “bakın biz yardımın önünü açıyoruz” mesajı veriyor hem de ablukayı fiilen sürdürerek kendi güvenlik politikasını dayatıyor. Bu yüzden bana göre bu tekliflerin ardında insani kaygıdan çok diplomatik hesap var. Diplomasi masasında güzel sözler söylenebilir ama sahadaki gerçek, açlıkla, susuzlukla, elektrik yokluğuyla mücadele eden insanların dramıdır. Ve bu dram, göstermelik sözlerle hafiflemiyor.
Peki biz neden Gazze’ye yardım ediyoruz? Bu soru bana çok soruluyor. Ben de düşünüyorum, sadece “yardım edelim çünkü ihtiyaçları var” demek yetmiyor. Daha derin bir cevap var burada. Gazze’deki insanlar yıllardır abluka altında. Çocuklar temiz suya erişemiyor, hastaneler elektrik kesintileri yüzünden çalışamıyor ilaç bulunamıyor. Yani temel yaşama hakkı en basit insan onuru ellerinden alınmış durumda. İşte biz bu yüzden yardım ediyoruz. Çünkü bu mesele, sadece ekmek göndermek değil; insanlığın ortak vicdanını ayakta tutmak meselesi. Bir çocuk açken, bir annenin evladı hastanede tedavi göremezken, bir babanın evine ekmek götürecek imkânı kalmamışken, dünyanın sessiz kalması kabul edilemez.
Gemilerin denize açılması da bu yüzden önemli. Karadan gönderilen yardımlar çoğu zaman kontrol noktalarında engelleniyor, aylarca bekletiliyor ya da geri çevriliyor. Denizdeki bu filo ise hem sembolik hem de fiilî bir anlam taşıyor. Sembolik, çünkü dünya kamuoyuna güçlü bir mesaj veriyor: “Biz susmayacağız, yardımı ulaştıracağız.” Fiilî, çünkü gerçekten de ihtiyaç malzemelerini doğrudan ulaştırmayı hedefliyor. Bu yol riskli mi? Elbette. Daha önce yaşanan saldırılar, engellemeler hâlâ hafızamızda. Ama bazen bir adımın sembol gücü, riskin büyüklüğünü gölgede bırakır.
Gazze halkı bizden ne bekliyor? Onlar aslında en çok unutulmamak istiyor. Çünkü dünyada en ağır acı, yalnızlıktır. Bir çocuğun açlığı geçici olabilir, bir hastanın derdi ilaçla hafifleyebilir. Ama unutulmak, görünmez olmak, sesinin duyulmaması kalıcı bir yaradır. Gazze halkı bizden “sizi duyuyoruz, yanınızdayız” mesajını bekliyor. Ve bu mesaj bazen bir geminin güvertesinde, bazen bir köşe yazısında, bazen de bir fotoğraf karesinde taşınır.
Şunu da açık söylemek isterim: Bizim işimiz sadece romantik cümleler kurmak değil. Gerçekleri görmek, sormak ve takip etmektir. Gazeteci olarak şunu sormak zorundayım: Bu gemilerdeki yardımlar gerçekten Gazze’ye ulaşacak mı? İsrail’in engelleme ihtimali ne? Uluslararası kuruluşlar bu sürece nasıl dahil olacak? Türkiye’nin diplomatik desteği ne kadar güçlü? Bu soruların peşine düşmeden, sadece “yardım gidiyor” demek bana yeterli gelmiyor. Çünkü okurun da, halkın da, vicdanın da bu soruların cevabına ihtiyacı var.
Netanyahu’nun niyeti ister diplomatik bir manevra olsun ister sahici bir adım, bizim yapmamız gereken şey net: biz hakikati yazacağız, vicdanı diri tutacağız, Gazze’yi unutturmayacağız. Çünkü tarihin terazisi sadece güçle değil, adaletle de ölçer. Gazze’ye giden bir gemi, bir kutu ilaç ya da bir torba un taşırken aslında bize şunu hatırlatıyor: İnsanlık bazen küçücük bir yardımla ayakta kalır.
Ben derim ki, biz susarsak, dünya unutursa, oradaki bir çocuk için geriye sadece “umarım biri yardım eder” cümlesi kalır. Ama biz yazarsak, konuşursak, anlatırsak, o çocuk için umut büyür. Demem o ki bu gemiler bizim vicdanımızdır. Onları susturmak değil, yoluna ışık tutmak boynumuzun borcudur.
AYŞENUR TOKSÖZ