|
Tweet | Tarih: 20-03-2025 23:33 |
Türkiye, bir hukuk devletidir ve hukuk herkes için bağlayıcıdır. Kimsenin siyasi kimliği, konumu veya geçmişi onu hukukun üstüne çıkarmaz. Ancak ne yazık ki, ana muhalefet partisinin temsilcileri, yürütülen yargı süreçlerini itibarsızlaştırmak, kamuoyunu yanlış yönlendirmek ve hukuku siyasi çıkarlarına kurban etmek için her yolu denemektedir.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve 99 kişi hakkında “suç örgütü yöneticisi olmak, irtikap, rüşvet, nitelikli dolandırıcılık, ihaleye fesat karıştırmak” gibi ciddi suçlamalarla başlatılan soruşturma, hukuk çerçevesinde ilerlemektedir. Ayrıca, İmamoğlu ve bazı belediye yöneticileri hakkında “PKK/KCK terör örgütüne yardım etmek” iddiasıyla da ayrı bir soruşturma yürütülmektedir. Bu durum karşısında ana muhalefet partisi yetkilileri ve destekçileri, süreci hukuki çerçevede takip etmek yerine, siyasi manipülasyonlarla yargıya baskı kurmaya çalışmaktadır.
Başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere, devletin tüm kurumlarını hedef alan bu saldırılar, hukukun işleyişini engelleme çabasından başka bir şey değildir. CHP, kendisini bu ülkenin “kurucu partisi” olarak lanse edip, bir “kast” sınıfı gibi hareket etmekte ve kendisini hukukun üstünde görmektedir. Ancak bu anlayış, ne demokrasiyle bağdaşır ne de hukuk devleti ilkesiyle.
Kimse unutmasın: Türkiye Cumhuriyeti’nin üzerinde hiçbir siyasi figür, parti veya grup yoktur. Adalet, herkes için gereklidir ve siyasi oyunlara feda edilemez. Hukukun üstünlüğünü korumak hepimizin görevidir. Yargı sürecini sabırla ve dikkatle takip ederken, bu sürece gölge düşürmeye çalışan her türlü provokasyona karşı uyanık olmalıyız. Çünkü adalet, güçlülerin değil, hakkın ve hakikatin yanında olmalıdır.
SİYASİ AHLAK VE HESAP VEREBİLİRLİK ÜZERİNE CHP’NİN ÇIKMAZI
Siyaset, toplum adına kararlar almayı ve bu kararların sorumluluğunu üstlenmeyi gerektirir. Demokratik ülkelerde siyasi partiler sadece seçim kazanmak için değil, aynı zamanda halkın güvenini korumak için de mücadele ederler. Ancak Türkiye’de özellikle ana muhalefet partisi CHP’nin, kendisine yöneltilen ciddi iddialar karşısında açık ve net bir tutum sergileyememesi, siyaset kurumuna olan güveni zedeliyor.
Özellikle son dönemde CHP’li belediyelerdeki yolsuzluk iddiaları, ihale usulsüzlükleri ve terör örgütlerine mali destek sağlandığına dair suçlamalar gündemde. Ancak CHP yönetimi, bu iddialara karşı net bir tutum almak yerine, mahkemelerin siyasi baskı altında karar verdiğini öne sürerek süreci geçiştirmeye çalışıyor.
Neden Açık ve Net Konuşamıyorlar?
CHP’nin yapması gereken şey aslında çok basit:
“Yolsuzluk ve usulsüzlük iddiası bulunan kişileri, hukuki süreç tamamlanana kadar partimiz içinde pasif hale getireceğiz. Eğer yargı tarafından suçları kesinleşirse, partimizle ilişiklerini keseceğiz.”
Bu açıklamayı yapmak bir siyasi parti için en doğal, en etik ve en güvenilir tavırdır. Ancak CHP yönetimi bunu demek yerine neden sürekli süreci muğlaklaştıran, suçu yargıya ya da iktidara yükleyen bir tutum içinde?
Bunun iki temel sebebi olabilir:
1. Kendi İçinde Temiz Bir Siyaset Kültürü Oluşturamamak
CHP, özellikle belediyeler üzerinden güç kazanan ve ekonomik çıkar sağlayan bir yapıya dönüşmüş durumda. Eğer iddia edilen yolsuzluklarla yüzleşirse, partinin birçok kilit isminin zarar göreceğini biliyor. Bu yüzden “suçlularla araya mesafe koymak” yerine, onları koruyan bir refleks geliştiriyor.
2. Sistemden Beslenenler Var mı?
Bir başka olasılık da, partinin içindeki bazı grupların bu sistemden doğrudan beslenmesi. Eğer CHP içindeki bazı yöneticiler, yolsuzluklardan veya ihale oyunlarından pay alıyorsa, bu kişileri korumak için belirsiz ve kaçamak açıklamalar yapılması doğal hale geliyor.
Siyasette Şeffaflık ve Güven Nasıl Sağlanır?
Siyasetçilerin unutmaması gereken en önemli gerçek şu: Halk, doğruları duymak ister. CHP eğer gerçekten “temiz siyaset” savunucusuysa, iddialar karşısında net bir tavır almalı ve kamuoyuna şunları söylemelidir:
• Yargı kararlarını bekliyoruz ama sürecin takipçisiyiz.
• Suçlu bulunan kim olursa olsun, partiden ihraç edilecektir.
• Hiçbir belediyemiz, haksız kazanç sağlayanların barınağı olmayacaktır.
Bu tutum, hem CHP’nin güvenilirliğini artırır hem de Türkiye’de siyasetin temizlenmesine katkı sağlar. Ancak bugünkü belirsizlik, partinin sadece günü kurtarma peşinde olduğu izlenimi veriyor.
Eğer CHP yönetimi bu belirsizliği sürdürmeye devam ederse, halkın gözünde kendi iddiaları bile şüpheli hale gelecektir. Oysa ki siyasetin temel kuralı şudur: Doğruları saklamaya çalışmak yerine, hataları düzeltmek toplumun güvenini kazandırır.
Bu yüzden CHP, bugünkü kaçamak söylemleri bırakıp, siyasi ahlak ve hesap verebilirlik adına net bir tutum sergilemelidir. Aksi halde, sadece rakiplerine koz vermekle kalmaz, aynı zamanda kendi seçmen tabanında da büyük bir güven kaybına uğrar.