|
Tweet |
Beklemek ama neyi?
Beklemek ama kimi?
Beklemek ama değer mi?
Beklenen gelince bir sormak lazım:
Sahi, nasıldı beklemenin sancısı?
Derdi, tasası?
Kaç geceyi aynı ihtimale yatırdın?
Kaç sabah, “bugün olur” diye uyandın?
Sonra bir gün geldi.
Beklediğin.
İnsan mıydı, haber miydi,
bir kapının açılması mıydı;
ne önemi var?
Geldi mi gerçekten beklenen?
Bıraktığın yerde miydi?
Yoksa çoktan başka biri miydi?
Sesi aynı mıydı?
Bakışı?
Seni görünce gözleri
eskisi gibi bir yerinden tanıdı mı?
Peki ya sen?
Beklediğin o muydu hâlâ?
Yoksa yıllarca büyüttüğün ihtimal mi?
Umut muydu?
Her sabah yeniden yeşerttiğin?
Bir filiz miydi avucunda,
kışın ortasında bahar sandığın?
İnanç mıydı?
Olmayana bir sebep,
gecikene bir mazeret bulduğun?
Sevgi miydi?
Gitmek üzereyken dönüp,
bir kez daha kapıya baktığın?
Yoksa beklemek miydi?
Çoktan adını unuttuğun,
kendinden bir parça sandığın?
Kaç kere “biraz daha” dedin?
Bir gün daha?
Bir gece?
Bir ihtimal?
Kim söyledi sana bekle diye?
O mu?
Sen mi?
Yoksa umut mu tuttu kolundan?
İnanç mı oturttu yeniden?
Sevgi mi eğildi kulağına:
“Değer.”
Değdi mi?
Sen pencereye bakarken,
zaman arkadan evi boşalttı mı?
Bir sandalye eksildi mi içinden?
Bir heves?
Bir inanç?
Bir umut?
Sen hâlâ orada mıydın?
Beklenen geldiğinde,
kimi buldu karşısında?
Seni mi?
Senden kalanı mı?
Yoksa beklemeyi
kendine hayat bellemiş
bambaşka birini mi?
Sahi…
Ben seni beklerken,
benden ne kaldı?
Sen geldiğinde,
hangi beni buldun?